Tüm yazılarDefterden

Bir Romanın Sessizce Başladığı Yer

Kıyıdaki Sessizlik’in ilk cümlesine varmadan önce, yıllarca zihnimde kalan tek bir ev görüntüsü vardı.

Defne Aral6 dk okuma

Bazı romanlar bir olayla değil, uzun süre zihinde kalan bir görüntüyle başlıyor. Kıyıdaki Sessizlik için bu görüntü; akşam ışığında, denize bakan eski bir taş evdi. İçeride kimin yaşadığını, penceresinin neden yalnızca geceleri aydınlandığını henüz bilmiyordum.

Yazmaya başladığımda önce evi dinledim. Odaların kokusunu, kapıların sesini, duvarlarda kalmış izleri düşündüm. Leyla’nın hikâyesi de tam burada, bir mekânın taşıdığı hafıza ile kendi hatırladıkları arasındaki boşlukta doğdu.

Roman ilerledikçe sessizliğin yalnızca konuşmamak olmadığını gördüm. Bazen bir aile, birbirini korumak için susar. Bazen de o suskunluk, yıllar sonra bambaşka birinin omuzlarına ağırlık olur.

Şimdi kitaba dönüp baktığımda başlangıçtaki ev hâlâ orada duruyor. Fakat artık penceresindeki ışığın kime ait olduğunu biliyorum.